Nihayet dergisi kimin ?

Simge

New member
Nihayet dergisi kimin?

Bir zamanlar, herkesin bir parçası olmayı hayal ettiği bir dergi vardı. O dergi, günümüzden yıllar önce sessizce başlasa da, zamanla sesini duyurmayı başardı. Ama, işte bu derginin ismi, o kadar basit ve aynı zamanda o kadar derindi ki, kimse tam olarak kim olduğunu anlayamadı.

Bazen, sabahları yorgun uyanırsınız ve bir şeylere sarılma ihtiyacı duyarsınız. O günlerden birinde, bir derginin kapağına göz attım ve bir yazı dikkatimi çekti. Adı “Nihayet”ti. “Nihayet” kelimesi, insanın yaşamda bir şeyin sonunda bulduğu o huzurlu anı simgeliyor gibi geldi. Merak ettim, kimdi bu derginin arkasındaki insanlar? Hangi dünyadan geliyorlardı ve ne anlatmaya çalışıyorlardı?

Bir dergi, bir dönüm noktası

Nihayet dergisi, yalnızca bir dergi değildi; o, bir dönüm noktasını simgeliyordu. Tıpkı zamanla şekillenen bir toplumun, karşılaştığı zorluklarla yüzleşirken bulduğu bir barış noktası gibi. 1950’lerde kurulduğu kabul edilen bu dergi, uzun süre boyunca kadın ve erkek bakış açılarını dengelemeyi başaran bir platform olmuştu. Her ne kadar derginin hedef kitlesi genelde orta yaş ve üstü bireyler olsa da, yıllar geçtikçe birçok farklı yaş grubundan okuyucuya hitap etmeye başlamıştı.

Derginin arkasındaki isimlerden birisi olan Yusuf, 80’lerin sonlarına doğru tam da bir çıkmazın ortasında bu projeye adım atmıştı. Hedefi basitti: toplumu biraz daha dikkatle izlemek ve insanların nasıl düşünmeye başladıklarını görmekti. Dergisini kurgularken, kadınların empatik bakış açısına da, erkeklerin çözüm odaklı yaklaşımlarına da dikkatlice odaklanmıştı. Çünkü her iki görüş de önemliydi, birbirlerini tamamlıyorlardı.

Bir Yılbaşı Akşamı

O gece, Eda ve Yusuf bir kafede karşı karşıya oturuyorlardı. Yılbaşı akşamının ilk dakikalarıydı ve dışarıda kar taneleri usulca yere düşüyordu. Eda, yıllardır aynı mahallede yaşadığı, kökleriyle derin bağlar kurduğu bir kadındı. Ailesiyle ilişkileri kuvvetliydi, empatik bakış açısı ise başkalarının hislerine kulak vermekle kalmaz, adeta onların ruhuna dokunmayı da başarıyordu. Yusuf ise başka bir dünyadan geliyordu. Ona göre, olaylar hep çözüm arayışıydı ve bu çözümler, bazen pratik bazen de stratejiydi.

“Derginin amacı ne olmalı?” diye sordu Eda, bir yudum çay içtikten sonra.

Yusuf, her zamanki gibi düşünceliydi. “Bence, insanlar arasındaki farklılıkları bir kenara bırakıp birbirlerini anlamaya çalışmalı. Kadınlar ve erkekler arasındaki o farkı… Herkesin farklı bir bakış açısı olduğunun farkına varmalıyız.”

Eda, kafasında düşünceler arasında hızlıca geçiş yaptı. “Ama bazen çözümler de önemli değil mi? Her şeyin empatiyle düzelmesi mümkün mü? Yani, hep duygusal mı yaklaşmalıyız?”

Yusuf gülümsedi. “İşte bu noktada ikimizin farklı bakış açıları var. Çözümler bazen strateji gerektirir, fakat bazen de sadece birinin sizi anlaması gerekir.”

Kadınlar ve Erkekler: Dengeyi Bulmak

O gece, sohbetin ilerledikçe, toplumsal rollerin bazen ne kadar belirgin olduğunu fark ettik. Kadınlar, ilişkilerin duygusal yönünü ele alır, insanların hislerine saygı gösterirlerdi. Fakat bu, her zaman olumsuz bir şey olarak görülmemeliydi. Kadınların çoğu, çevresindeki insanların ruhsal hallerini okuma konusunda doğal bir yeteneğe sahipti. Birçok durumda, birinin ağladığını gördüklerinde, onlara “Ne oldu?” demek gibi içgüdüsel bir ihtiyaç duyarlar.

Erkekler ise genellikle daha çözüm odaklıydı. Bir problemle karşılaştıklarında, çoğu zaman çözüm üretme arzusu ağır basar. Hızlıca adım atarlar ve bir şeyin düzelmesi gerektiğinde, o durumu halletmeye çalışırlar.

Ancak bu özellikler, cinsiyetin ötesinde, her bireyin kişisel yetenekleriyle de alakalıydı. Bu özelliklerin toplumda nasıl şekillendiğini de göz önünde bulundurmak önemlidir. Toplumlar, zaman içinde bu stratejik ve empatik yaklaşım biçimlerini şekillendirmişti. Kadınlar, genellikle doğrudan ilişkiler ve duygularla bağlantı kurarken, erkekler de bu duygusal bağların yanı sıra çözüme yönelik düşünceler geliştirmeye eğilimliydiler.

Nihayet dergisi, bir köprü olabilir mi?

Yusuf’un bakış açısını anlamaya başladıkça, bir soru kafama takıldı: Peki, bu kadar farklı bakış açıları arasında bir denge sağlanabilir miydi? Her ne kadar zaman zaman erkeklerin stratejik, kadınların empatik yaklaşımı birbirinden farklı gözükse de, toplumsal yapıyı göz önünde bulundurduğumuzda, her iki bakış açısı da önemliydi. Her ikisinin de katkıda bulunduğu bir denge yaratılabilir miydi? Nihayet dergisi, bu noktada devreye girebilir miydi?

Bunu ancak birlikte düşünerek bulabiliriz. Nihayet dergisi, belki de bu iki zıt kutbu birleştirecek ve toplumun kendisini yeniden keşfetmesine yardımcı olacak bir köprü olmalıydı.

Bu yazıyı okuduktan sonra, siz de bu iki bakış açısının toplumsal yapıyı nasıl şekillendirdiğini düşünmeye ne dersiniz?